Sis / Yalnızlığım


 Dr. M. Kamil TURAN
.
.

Yalnızlığım

Odam, tekrar kasvetine terk ettim
Dolu küllüğünün isli duvarlarına
Ve döktüğüm burcu burcu ecel
Alevin ahengindeki gizli kelebek
Çığlığımla tekrar sisli sokaklarına
Ben geldim.                               
2009 

Tasviri;
I
O ki şair ya da karalayıcı yalnızdır. Daha şiirin başında var olan duruma inat daha ortada da hiç bir şey yok iken üstelik yalnızlığına dikkat çeker. Dikkat buyurulursa “yalnızlığım” kelimesi çok şeylere gebedir. Yalnızdır ve lakin kimselerin bu yalnızlıktan haberi yoktur. Kaldı ki haberleri olsa bile O bunu kendine atfetmiş ve tüm beşeri bundan münezzeh kılmıştır.
O, bu halde sadece kendini ilgilendiren yalnızlığını okuyucuya pek de sıkıntı duymadığı üslubu ile yansıtmaya çalışır. 

II
Münferit yalnızlığının sadece ona atfı şiirin ikinci kelimesinde pekişir ve kırılmasının mümkünü olmayan bir yargı halini alır “Odam”. Yalnızlık gibi oda ona aittir.
İnsan siluetinde hayat bulan oda ayni zamanda bir kurtuluşu simgeler ki de zaten kimse buna tanık değildir. Zaten tanık olmasını beklemek de ona göre yanlış olur zira ruhunu odaya terk etmiş sıfatına kurtuluşun anlamını yüklemiştir. Tekrar terk eden adam daha önceki terk edişlerini vurgulamak için “tekrar” kelimesi için şiirin üslubuna ters kaçtığına inandığım üçüncü kelimeyi seçer. Kasvet, terk ve icra fiilini de arkasına sıralar ki bundan kastı belki de bu terk edişten odanın ve odanın kimliğinde bir bütün beserin haberinin olmadığını vurgulamak ya da birden bire külliyen vukuu bulan olayların ne kadar can sıkıcı ve bezdirici olduğunu bundan mütevellit de herkesin bihaber kaldığını vurgulamaktır. Ne kadar ani ve ne kadar can alıcı bir olay olmuştur lakin bu bize açık değil, gaiptir
Duvarlarındaki is odanın ne denli eski belki de onunla birlikte doğmuş olduğuna işaret ederken, odam ile bunun doğru bir tespit olduğuna olan inancım pekişir, küllüğünün dolu ve onunda isli olduğu pek de uzak olmayan bir geçmişte burada yine varlığın hükmü olduğuna ve bir zaman kaldığına ve o zaman sonunda da ayrılırken dolu bıraktığı küllüğü ona terk anında kalan kasveti tekrar anında ona yine hediye hasebinde sunulmasının temini sağlamak mıdır bilinmez; lakin eğer böyle ise ki bence öyledir, O çektiği sıkıntılı elemin geçmişini de her seferinde yasayarak ve her seferinde yenisini üstüne katıp dimağında devleştirerek fikrini ifşa eder.
İfşa edilen şey ise ‘Alevin ahengindeki gizli kelebek’tir. Gizlidir çünkü hem yalnızlık hem de bundan doğan oda, elem ve kasvet sadece ama sadece ona ait iki mahremdir ki bu kelebeğin gizli oluşu da buna işaret eder. Hâkim olduğunuz üzere kelebek ve ateşin hikâyesi pek elimdir lakin dersler doludur.Modernistler, sözlemde ki yabanilikten bahisle öze kiyim ve delilik deselerde; ahenk sahipleri, sizler denmek istenen ile modernistlerin kastına atfen özlemselliğin ve deliliğin birbirinden nasıl bir ince hatla ayrıldığını Alevin ahengindeki gizli kelebeğin aslen O, zahirde ise dünya olduğuna katılırsınız zannındayım. Çığlık atarak gelir, beşerde bir ümidi ya da fikriyatının artik bir değerinin kalmaması onun zaten belki de gayb’daki nedenidir. Ecelin burcu burcu ter ile izaet oluşu misli misli yaşanan yalnızlığa dönüsünün simgesidir. Nihayet o an gelir O önünde durduğu odanın kapısını tıklatır ve ona aitliğini ve odanın da ona olan özlemini ifade ederek çığlık ile “Ben geldim.” der. İste bu andan sonra yazılacak bir şey de kalmamıştır ama illa ve illa açıklama gerekecekse O bize basa dönün ve tekrar bu tasviri okuyun iste o andan sonra bunlar oldu der ve nihayeti 2009 ile belgeler. 

III
Bundan başka bir söze gerek kalmayıp; doğanın devri bünyesinde onun ne kadar yalnız kaldığının idraki içinde olmak kâfi olup onu da zannımca memnun edecektir zira bu iki şey sadece ve sadece ona ait mahremlerdir.                                                                                               
MKT


Sis

Ve yaz geldi. Tüm hüznü ve hainliği ile. Şimdi bu yüzümdeki ışık kırığı çizgiler bana otuz üç yılın bir hediyesi olamaz. Her yıl birbirini takip eden hüzündür buna sebep olan beklide, yani yaz. Yani yağmurun olmadığı, sisin ve soğuğun beni saran şefkatli kollarının olmadığı, gecelerin ise riyakâr olduğu yaz…             

Her sabah güneşin kollarını izliyorum; ufkun ardından yükselerek, başıboş aç ve azgın köpeklerin saldırdığı gibi saldırıyor bedenime. Ağır ağır sarılıp, beni sıkıştırıyor ve sıkıştırıp nefesimi kesiyor, beni tüketiyor. Bu buğday sarısı yaşlı masaya her kum tanesi düştüğünde bir parçamı daha kaybediyorum. Zamanın kumları arasında kaybolurken; bu daral beni tüketiyor. Sadece ağlayabilirim, sesim çıkmaz haykırayım, ellerim tutmaz zincirlerinden asılmaya gücüm yetmez ama kaçamam. Bu bir nefretten çok bir hasretin mektubudur. Kışın soğuğuna, gecelerinin samimiyetine, sisli havalarının inanılmaz ahengi içinde akıp giden zamana.            

Hayatımın her evresinde ve her saniyesinde aklıma gelen belki de tek şey yağmur oldu. Bu baki düşünce benimle doğduğuna inandığım ve benimle ölecek olan tek tutkumdu; ta ki yağmurun bana kardeşlerini tanıttığı o ana değin. Çok küçük değildim, günlerden Pazar mevsimlerden kıştı. Soğuktu; soğuğun kokusunu alabilecek kadar, soğuk ve sessiz, kimsesiz bir sokaktı; net olmasa da zihnimde kalan alaca karanlık ya da birden bozaran bir ufuk zamanıydı ve birden başlayan yağmur bana tanı, sisi ve soğuğu tekrar tanıştırdı. Bundan dolayı ki yüzüme değer her yağmur zerresinin ayrı bir serinliği, ayrı bir dileği, ayrı bir diyeceği ve ayrı bir hırsı/hıncı vardır.                        

Sıkılıyorum;           
Şimdi suratıma derin kesikler atan güneş… Sonrasında kavrulmuş bir ten ve buna hapsolmuş sırılsıklam bir ruh; yalan bir senaryonun başrol oyuncusu güneş. Gecelerimin katili güneş, seninle uyanmak bana zor geliyor; kusmak istiyorum ne varsa içimde, kafatasımı da üstat, kusmak ve kurtulmak bu insan sıfatından; var olabilmek tekrar, sınırlarımı yeniden çizip tekrar dirilişime tanık olacağım ana dek; sadece var olabilmek için, yok olmayı dilemek için. En önemlisi dinlenebilmek için.                       

Nefes alamıyorum;           
Şimdi gecelerim mutlak ve tek hâkim olduğu dünyanın kubbesinde olmayı ne denli çok isterdim. Gözlerimi kapatıp düşünüyorum ve her uyandığımda yine bu başak sarısı masanın üzerinde buluyorum kendimi; yoruldum artık bile diyemiyorum; nefes alamıyorum.

Sıkılıyorum;           
Şimdi suratıma derin kesikler atan güneş… Memnun musun? Eskiden sis ne kadar kalın olursa olsun koşar ve kendimi bulurdum. Şimdi bırakın koşmayı nefes bile alamıyorum; o kadar kalın bir tabaka ki koşmak sadece hayal olur. Sorun saflık tabidir ki; saflık, bedenim kirlendiği günden beri zehirlenen bir dimağ ve felç olmuş düşüncem ile ben saf olamam. Ölüyorum. Siz beni terk ettiğinizden beri, ölüyorum. Anlamsız bir fısıltı şimdi sevdiklerimin tüm istekleri, sadece ölüyorum.
 
MKT,2009,
Yorumlar ve sisli oda…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir