Gümüş Kalemin Kabul Edilmiş Duası


Ahh… Şöyle derinden nefes almalıyım. Derinlerden aldığımız nefesle atabiliriz günün yorgunluğunu. Su an benim hem gün içindeki yorgunluğunu def etmek için sunulmuş bir an, hem de yılların yorgunluğunu kalbimin, ruhumun, zihnimin içinden bertaraf ettiğim dem… Çünkü bu an yazma anı; dünyadan bütün ilişkimi kesip yalnızca kendim, yalnızca kendim ve kalbim olduğum andır. Böyle olunca;”dem bu demdir” Demlenme anıdır. Demlenme ve demlenilen ölçüde kelimeleri içme, yudumlama vaktidir. Ardından yazmanın ve yazdıkça derinleşmenin, zenginleşmenin elemsiz lezzetini, mukaddes hazzını alma vaktidir.
Ve belki de vakit bize derç edilen istidatların dile gelme vaktidir. Belki de vakit ‘dua vaktidir’.Hep bir yanımız yazmak istiyorsa ve buna derinden iştiyak duyuyorsak, yazmaları ertelediğimizde nefesimiz daralıyor, boğulur gibi oluyorsak ve yazmaya her dem ihtiyaç duyuyorsak; bu istidadımızın dua halidir. Bütün bunlar bizdeki yazma aşkınlığının lisanıdır. Ve bütün bunlar duadır.
Bir zaman/ yakın zamana kadar/ hep kendime “niçin yazıyorsun” sorusunu sorardım. Bunu zaman zaman sorgulayıcı ve eleştirici soru niteliğinde bazen de niçin yazdığıma kendimde cevap aramak için yapardım. Yazdıklarımın hiç bir işe yaramadığını düşündüğüm zamanlar çok olurdu.

“Hani Nedim’in laleler içinde gördüğü güzel de değilsin. Dağları deldirecek kadar Şirin de. Niye yazıyorsun? “ve buna benzer içerikte cümlelerle baslardı birçok yazılarım.

Bu ruh hallerimi; iç idrak seviyemin henüz istenilen düzeyde olmamasına bağlıyorum. Ve ilahı huzur edebini tam anlamıyla kazanmamışlığıma veriyorum. Yazma ihtiyacının bir dua vaktı vak olduğunun idrak düzeyinde olan engin bir ruh; yakarış heyecanını tetikleyen yazma demlerini gününün kadri bilmeli ve kadirşinas bir dille, halâvet ve samimiyetle kaleminin ucunu Rahim-i Rahmana açmalıdır.

Şunu biliriz ki ‘sebeplerin bir araya gelmesi duaların makbulüne işarettir’.toprak, su, ışık, ısı; bir tohumdan ağaç yeşertmeyi murad etmişse bu geri çevrilmeyecek bir istektir. ve her biri birlik olmuşsa, buna da istidatları varsa ve bu yaratılışlarına derc edilmiş bir özellikse geri çevrilmeyecek bir duadır. Öyle de; yazmak için ruh soluk alıp verişlerimiz tetikte ise, kalp ritmimiz yazmaya iştiyaklı, zihnimizde şerh ettiğimiz düşünceler, fikirler, duyuşlar hep bu istek üzre bekleyişteyse, özlemlerimiz, ümitlerimiz, düşlerimiz, ideallerimiz ve adeta bütün bir ömrümüz yazma yakarışında ise, bu kadar bir araya gelmiş sebeplerin muradı geri çevrilmeyecektir.

Kulluk bilincimizin eylem hali duadır.”Ey insanlar! Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” diyen kutlu kelam bize duanın sırrından bir nükte sunar. Bunun gibi; yazmalarımız bir dua ise her sözümüz ruhumuzun sözcüsüdür. Cümlerimizin nuru O’nun huzurunda olma anından aldığımız nurdandır. Güzel bir kelime O’nun isimlerine ayinedarlık eden bir aynadır. Kelimelerimizi /aynamızı/ ne kadar güzele tutarsak o kadar güzellikler yansıtırız. Güzelden güzel doğar ve güzellikler paylaştıkça çoğalır. Daha da güzelleşir. Ve “her güzel sahibi güzelliğini görmek ve göstermek ister”, yaratılısın sırlarında biri de budur. Kalemimize düşen her güzel kelime Cemal olanın yansımasıdır. Şu an kalbi kalemimizden güzel sözler dökme arzusu peyda olmuşsa, bu hakiki Cemal sahibinin de bunu murad etmesinin bir sonucudur. Cemalini, görmek ve duymak istemesinin verdiği bir lütuftur. Şükür ki bu cemalini aşikâr kılmak için bizi seçmiştir. Yazmayı bize eylem kılmış ve bu eylemimizi de güzelliğiyle süslemiştir. Ancak bu kadar güzelliğin yanına ‘şükür’ yakışır. Şükür…


*isayar.com /Deneme

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir