Tutsi Kalemden II


.
.
.
.
Papatya ve Yağmur
Günlerden Cuma idi. Erken kalktı. Gökyüzü berrak bir mavideydi. Güneş nazlı bir sevgilinin edasında şualarının tüm çekiciliğini sergilememişti. Ancak biliyordu ki bugün güzel bir gündü. Mevsimlerden bahar, aylardan nisan, günlerden Cuma idi. Bahar dirilişin adı, nisan öncü bir ay, Cuma kutsal bir gündü.
Pencereyi açtı. Derin bir nefes aldı. Temiz hava ciğerlerine doldu. Sabahın serinliği yanaklarını okşadı.”Bu bahar aşk uğramadı buralara”. Bu cümleye olumlu bakışını yansıttı: Bu bahar aşk uğradı buralara dedi. Sol yanını tuttu…”Bir bahar akşamı rastladım size” şarkısını anımsayacak vakti tanımadı kendine. Mutfağa geçti. Çayı ocağa koydu. Gitti, akşamdan içine kirli çamaşırları yerleştirdiği makinenin düğmesine bastı, lavabonun önünü kuruladı. Aynaya baktı, saçlarını düzeltti. Evde herkes uyandı. Kahvaltı yapıldı. Bulaşıkları yıkadı. Kurulamadan öylece tezgâhın üzerinde bıraktı. Evi silmedi süpürmedi de, dağınıklıkları topladı. Bilgisayar masasının üzerindeki dağınık bırakılmış kitapları düzeltti. Not aldığı defteri masanın orta yerine koydu.
Evin ön bahçeye bakan balkonuna çıktı. Etrafa göz gezdirdi. Ağaçlar çiçek açmıştı, ayva ağacında çiçekler boldu. Erik ağacı çiçekleri yolcu etmiş, nohut tanesi büyüklüğündeki erikleri sinesinde besliyordu. Otların arasında sarı bir papatyaya göz kırptı. Az ileriki bahçede çimenlerin koynuna tüm masumluğuyla uzanmış beyaz papatyaları gördü. Gözüyle sevdi onları, dokunamadı belki ama sevdi!
Papatya sade, papatya saf, papatya öz, papatya doğal ve içten, papatya sukutun içindeki mana, papatya beyaz bir gelinlik, sürur ve ferahlık
Papatya biz!
:
—Papatyam! Seni evin içinde göremeyince öyle korktum ki!
—Gülümseyerek, görüyor musun? Dedi
Papatyanın yosun yeşiline çalan gözlerinin içine bakarak-görüyorum, sadakat, cömertlik, güven, sevgi, şefkat, vefa görüyorum dedi.
Papatya tekrar gülümsedi
—Papatya! Bugün çok neşelisin dedi
—Neşeliyim, çünkü bugün mevsimlerden bahar, aylardan nisan, günlerden Cuma, çiçeklerden papatya dedi.
—Hatırlıyorum. Yıllar önce yine mevsimlerden bahar, aylardan nisan günlerden Cuma idi. Yemyeşil çimenlerin üzerinde en yalın halinle duruyordun.’Sevmezken de sevmelere’ davet eden bir duruşun vardı. Aşktan öte duygulara çağıran bir öncülüğün hâkimdi. Usulca yanına geldim-Gülümsedin. Ben/den uzak,’ biz’ dercesine duruşun, karşılıksız sevgi sunuşun, papatya; kendin oluşun… Nergisin gururundan, güllerin vurgunundan, lâlelerin devir devir sürgününden yorulmuş ruhumu sînene yasladım. Ağladım… Sessizdin.’ Gözyaşlarımı duyacak kadar sessizdin’.Ve o günden sonra ‘ nisan çiçeğim’ ben hep sana yağdım.
Papatya en sade duruşuyla beyaz yapraklarının özdenliğine tebessümü de ekleyerek, yağmur, şefkatli elleriyle papatyanın beyaz yanaklarına dokunarak, ağaçların dallarına konmuş kuşların bestesinde şu güfteyi söylediler:
Selam mevsimlerden bahara, aylardan nisan günlerden cumaya, selam bahar etelerindeki daha nice güzellikleri dökerek mutluluktan örülmüş kalplere, selam çocuk kalbine, selam İstanbul’a, selam güllere, karanfillere, fesleğen kokusuna…
Selam yağmurun ellerinden tutmuş ellere, yumuşacık damlaların okşadığı zülüflere, selam gökkuşağına, selam uçurtmasıyla gökyüzünde uçmayı hayal eden çocuğa, su birikintilerine basarak yürüyen çocuk ruhlu genç kıza selam, selam Müberra munis bir kalbin üzerine olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir