Tutsi Kalemden III


/Hatıra tacirliği/
Yeni bir sayfa açtım defterimde. Adını yazmak istedim ilk önce. Şöyle büyük harflerle, yüreğimi de yanına koymak. Odamın duvarındaki resmi senmişsin gibi izledikten sonraki beni yazmak, sabah uyandığımda gitmiş oluşunun kabulünü yaşayan ruhumu çizmek, dönüşlerini sabırsızlıkla bekleyişimi. Ve bir gün hiç gelmeyişinin ardından sonra söyleyeceklerimi yazmak istedim. Yine olmadı. Seni bir adım öteye geçemedim.
Ama sana geçmişe dair bir şeyler yazabilirim. Sen buna ‘hatıra tacirliği’ dersin bilirim ancak; bana bu kadar romantikliği çok görme n’olur!
Hiç Unutmam; dalları gökyüzüne kadar uzun olmayan ağaçların bulunduğu tel örgülerle örülmüş,üzerinde mor çiçeklerin açtığı bir bahçedeydik. Günler bir körebe oyunu oynayacak kadar kısaydı. Beyaz bir kedimiz vardı. Hiç bitmeyecek gibi gelen uzun kış gecelerımiz, bir de senin ayıcıklı yastığın. Akşamları ocak başlarının görünmeyen aralıklarına saklanan çekirgelerin şarkılarını birlikte dinlerdik. En büyük hayalimizdi, sağanak sağanak yağmurun ardından çıkan ebemkuşağının altından geçmek. İsmimi en güzel sen söylerdin. Beton dökülmemiş yollarda su birikintilerine yalın ayak basarak koşardım sana. Küçüktüm o zaman. Yanı başına bir kedi gibi sokulup, başımı dizine yaslayıp dinlemek isterdim okuduğun kitapların özetlerini. Olsun. Ben yine de yanı başına oturup okuduğun kitapları anlatmanı çok severdim. Anlatırken hep yorumlar eklerdin.”Roman yalandır” derdin. Benim hiçbir romana inanmama kararı almama zaman vermeden eklerdin;”ama daha yüksekte duran gerçeği işaret etmek için söylenen bir yalan”.O zaman küçüktüm belki, ancak;”bir çocuk yokluğunun gerçekliği, anne kalbine yaşattığı acı”ve bir anne yokluğunun evlat kalbine ektiği sancı; bu işte yalan değildi. Ve. Ben senin anlattığın kitaplardaki kahramanlardan daha cesur, daha hoyrat, daha acıların kızı olurdum.’Züleyha’olurdum. İçten içe. Benim züleyha oluşum, senin Yusuf oluşun kadar aşikâr olamazdı. Hiç “Leyla ile Mecnundaki”,’Leyla’ olmayı düşlemedim.”Leyla kara kuru bir kızmış”.Sarı saçlı mavi gözlü kızların ülkeme gelişinden sonra, ne mecnunlar görüldü bir daha ne de Leylalar
Ama ben’,geceleyin bir koşuda’,’evet isyan’ deyip,’çatlayacak kadar aşkı’duygularımla,’cinayetler kitabında’,’cellâdına gülümseyen’ kahraman olmaya adaydım. Bu yüzden,’bir Yusuf masalı’nda, züleyha olmayı göze alabilirim. Ama sen ban bunu hiç yakıştırmadın. Züleyhanın aşkına yazılan kitapları anlatırken, Yakup’un şefkatini övdün durdun. Bense bu ikisi arasında kalakaldım.
Küçüktüm o zaman. Sevdiğimiz renkleri sayardık. Sen; yeşil mavi, pembe severdin, ben; yeşil mavi, beyaz.’Mor’yakışıyor sana derdin. Mor! Neden olmasın! İşte ben o günden beri mor rengini sever, mor rengini giyer oldum. Ağlamak sana yakışmıyor ‘gül’ derdin. Ağlamak yakışmıyorsa keder gözyaşları ne renk peki?’keder gözyaşların mor’ olduğu yalan mı o zaman?
Ben bu soruyu sana hiç soramadım. Bir sabah uyandığımda gitmiştin. Günler bir körebe oyunu oynayacak kadar uzundu artık. Senden sonra; ocak başlarının görünmeyen aralıklarına saklanan çekirgelerin şarkılarını hiç dinlemedim. Sağanak sağanak yağan yağmurun ardından çıkan ebemkuşağını hiç görmedim. Beton dökülmemiş yollarda, su birikintilerine yalın ayak basmaksa çocukluğumda kalmış bir anı artık. Ama hala beyaz kedimiz var ve ben hala mor rengini seviyorum. Maviyi de yeşili de beyazı da. Ve ben sana hala vurgunum./’bilmezdin ben sana çocukluğumda da vurgundum’/.Gülmeyi de öğrendim. Keder gözyaşları mor mu diye hala merak ediyorum.İsmimi güzel söyleyebiliyor musun hala?
Bakma bu kadar kolay yazdığıma. Dedim ya; yeni bir sayfa açtım defterimde. Adını yazmak istedim şöyle büyük harflerle, yüreğimi de yanına koyarak. Senden sonra ocak başlarının görünmeyen aralıklarına saklanan çekirgelerin şarkılarını hiç dinlemedim. Gidişinin ardından en iyi yaptığım şey ‘hatıra tacirliği’ başka bişey değil. ‘Bazen kalbimin üzerinden bir kâğıt fısıltısı duyuyorum’.-Kitaplar ve Sen. Ve ismini kimseye söylemiyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir