Tutsi Kalemden V


Duygu kırıntıları–

Kalemim işlemez oldu nedense. Gözlerim konuşmaz, ayaklarım koşmaz oldu. Ellerim tutmaz, ruhum coşmaz oldu. Kimseler gönül kapımı çalmaz oldu. Bir tek ayrılık vurdu vurgundan aşınmış yüreğime, o da tekmeledi vurdu. Bırakmadıysa ayrılık bırakmadı beni/hoyrat bir o kadar da alıştığım ayrılık/
Her defasında savurup atmak istediğim fakat içinde sen varsın diye atamadığım yüreğim; /hani şu “yağmur yüreklim “ deyip yaktığın yüreğim/, hani en cesur duyguların oynaştığı, hüzün ve sevincin kaynaştığı yüreğim, bırakmadı beni.
Ben de bırakmadım “yüreğinin götürdüğü yere git” adlı kitabımı, bununla birlikte;”surat asmak hakkımız” yazısını bir pankart edasında yazdığım ajandamı bırakmadım. Hatıraları, delikanlı duygularımı, erguvan bakışlı bir akşamın ertesinde bir “şubat soğuğunda” ruhumun üşüdüğü o geceyi bırakamadım. Ve. Bir de kalemimi bırakamadım. Olur, da bir gün bir yürek meydanında “zalimler için yaşasın cehennem” haykırışında bulunur diye bırakmadım. Olur, da bir gün “suya yazı yazarım” diye bırakmadım. Senin adını hiçbir zaman yazamayacak kalemimi bırakamadım.
Seni bırakmadım.
Seni bırakmadım.
Bıraktığım bir şeyler var tabi, kahrolası geceler, umutsuzluklarım, acımasızlığım, arada sırada sevimsiz bir kız oluşum. Ve bir mayıs ayının son demlerinin yaşandığı bir sabah, güneşi batıdan doğmuş görmüş gibi korktuğum o günü bıraktım.
’Senin ruhuma işlemiş o billur bakışın, yüreğime dokunan o masum duruşun’, bu iki şeyi de bıraktım sanmışım.
Ortası yaralanmış kalbimin, yarılanmış yüreğimin en has yerinde açan kan rengi gülü de sana bıraktım. Sevinci sana bıraktım acı benim olsun dedim. Tarih testinden çözemediğim doğruluğundan emin olmadığım sorular da masanın üstünde kaldı. Bizim okul yolunda bir söğüt ağacı vardı bilirsin. Yanından her geçişimde o mütevazı duruşuyla bana selam verirken, ben onca telaşın içinde onu fark edemezdim bile.(ona veda etmeyi de unuttum).O söğüt ağacı da sana kalsın. Bir eylül akşamı; denizin hırçınlığına inat, ideallerimi de ucuna bağlayarak denize fırlattığım çakıl taşları da senin olsun.Deniz yıldızlarını toplamak da sana düştü. Adını adımın yanına kazıdığın o çınar ağacı, üşümüş yürekleri ısıtacaksa eğer; odun olsun. Yeni bir çınar ağacı dikmek de sana kaldı.
Bunca ağır yük üzerindeyken bırak özlem de benim olsun. Kimi özleyeceksin dersen; boşveer,”adı ben de saklı”.
“Yağmur Yüreklin…
*31 Aralık 1999  


‘hayal mekiği’
Söze nereden başlayacağımı bilemeden başladım yazmaya. Ama yazılacak çok şey var bunun bilinciyle yazıyorum. Yazıyorum zira size yazmak gönül ve zihin atlasıma yeni buudlar kazandırmak, yeni ufuklar açmak demek. Gün-Su’ya yazmak, fikir sofrasında ruhun ilacı hikmet suyunu yudumlamak demek. Gün-Su’ya yazmak nefes almak demek…
Bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz? Hayalimden geçenleri okuyup kayıt altına alan bir alet olsa. Hayal okuyan bir kart okuyucu. Tüm hayallerimi kayıt altına alsa. Böyle bir kart okuyucu var diyorsunuz. Her gün kayıt altına alınıyoruz melekler tarafından. Ben istiyorum ki hayalimde olan bir çırpıda elimde olsun. Çok şey istiyorum değil mi? Sabırsızım aynı zamanda. Yazarak bu isteğimi bir nebze de olsa gideriyorum. Yazdıklarım hayalimden düşen hayallerim oluyor.
Az önce hayalimde neredeydim tahmin edin? Klimanjora dağı eteklerine indim. Havası çok güzel, nefes aldırıyor, ferahlatıyor insanın ruhunu. Gün-Su’nun sinesine yaslanıp ledünni iklimleri dolaşan kalp gibi serinliyor insan. Sekine oluyor adeta ruha okunan.
Hep hayalimde deniz üzerinde kitap okumak vardır.(Karada oku da deniz de okuma kalsın diyenlerle paylaşamam bu haylimi).Düşünün Gün-Su; bağdaş kurup oturuyorsunuz, elinize kitabı alıyorsunuz. Kitabın altına ‘seni seviyorum ‘ yazan kalp şeklindeki kırmızı yastığınızı bile alabilirsiniz. Başlıyorsunuz kitabınızı okumaya. İstediğiniz kalınlıkta kitap seçebilirsiniz. Suya batmayacaksınız korkmayın. Pietra Irmağı Kıyısında Oturdum Ağladım kitabını mı okursunuz, Beyaz Geceleri mi, Pastoral Senfoni’yi mi hangisini okursanız okuyun içinizde aşk’ın fısıltılarını duyarsınız
Hayali bile güzel. Ve gerçekleşmeyecek hiçbir hayal kurmaz insan olan insan. Hakikatten başka hayâlı hayaline almayan insanın hayali de gerçektir. Ben deniz üzerinde kitap okumayı hayal ederken, böyle bir yerin olduğunu öğrendim. Ürdün. Mücadele ülkesi Ürdün. Ürdün’de buluna Mahru-l Meyyit(Ölü Göl) adında bir yer. Bizim bildiğimiz adıyla Lut Gölü. Göl üzerinde batmadan durabiliyor muşuz. Tuzluluk oranını fazla olması sebebiyle hiçbir canlı yaşamıyormuş içinde. Bu yüzden ismi ile müsemma bir yer değil mi?
Gün-Su; ismiyle müsemma,
Müberra kalbim,
Gün’üm, Su’yum…
Hayalen gidelim Lut gölüne. Önce kudret kalemiyle suya dökülmüş söz incilerini bulalım. Bu incilerle düşünce kuşağımızı bezeyelim. Taç yapalım hislerimize. Bu görünen fennî ilimle sonsuzluğa açık ledünnî bakışımızı harmanlayıp şükür sofrasında yerimizi alalım.
Gün/Su duyuyor musunuz?

Su tuzlu Gün-Su hiçbir canlı yaşamıyormuş. Biz üzerindeyiz, batmıyoruz. Güven içinde selâmetteyiz.
Gün-Su hissediyor musunuz?
Suya yazılan sonsuzluk şarkısını dinliyor musunuz?
Miranda’yı okuyor musunuz?
Hayalde misiniz?
Hayal misiniz gerçek mi?
Gerçek bir hayalsiniz değil mi Gün-
Su…
Hayal: Göğ-Su

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir