Tutsi Kalemden VI


Kimsesiz yazılar… Ümmî kalemin Günlüğü(Gün/Su)
…Bana yaz diyorsun Gün/Su. Yazmanın ne kadar zor olduğunu bile bile yaz diyorsun.”Ne kadar yazma o kadar sorumluluk bilinci… Aşk’ınsanız yazarsınız, değilseniz boğulur kalırsınız”.Boğulup kaldığım demlerdeyim Gün-Su!
Neden insan en yakınından bile bazı şeyleri saklamaya çabalar. Bir insan hatıra-ı kalbinden geçenleri açık seçik niye söyleyemez ki? İnsan incinmekten bu kadar mı korkar!/ Denize bakışlarını çevirmiş bayanın kaşları çatık. Oysa ruhu bir kuş kanadı hafifliğinde, kıpır kıpır, denizin sonsuzluğuna ‘pazarlıksız’ salıvermiş duygularını. Bu kadın gülümsemeli değil mi Gün-Su? Gelip geçen gemiler el sallamalı, koşmalı kumsalın sıcaklığına aldırmayarak. Dönmeli üç yüz altmış derecelik bir açı ile dönmeli etrafında. Kimsenin kendisine ‘deli’ diyeceğini hesaba katmadan dönmeli, koşulsuz, bir kelebek gibi dönmeli./ Kelebeklerin ömrü az olur, bunu da bilmeli bu kadın. Ama şunu da bilmeli;”yüreğinin gizli kalan yerlerinde yalnız bir an yaşamak onun mutluluktan alacağı paydır”* bilmeli bunu. Ve bu kadın gülümsemeli değil mi Gün-Su. Böyle kaşları çatık durmamalı. Bir insanı anlaşılmamak bu kadar mı ürkütür!

…Yaz diyorsun Gün-Su. Yazmak nefes almak olduğu kadar yaşamın kıyısında soluk soluğa kalışımızı aşikâr kılmaktır aynı zamanda. Ve biz bu acizliğimizi pek de göstermek istemeyiz. Basit ve sığ kalmaktan endişe ederiz. Yazımız bir başka yazının içinde tırnak işaretiyle yazılacak kadar çarpıcı değilse ve biz entelektüel fikir ve düşüncelerimizi kalemden damıtma aşkınlığına erişemediysek bu noktada yazmak nefes almaktan çıkar. Kelimeler bir düğüm gibi tıkanır kalır. Nasıl hatırat-ı kalbimizden geçenleri açık seçik anlatmayışımız anlaşılmama endişesindense, yazma aşkınlığını yakalayamamış bir kalemin yazdıkları da anlaşılma yoksunluğudur( cümlede görüldüğü gibi).
Zaman zaman/belki çoğu zaman/ basit gösterişsiz fikirleri misafir ederiz zihnimizde. Biliriz basitliğini, sıradanlığını ve sığlını ama yine de öyle düşünürüz işte. Engin fikirlerimizin, entelektüel düşüncelerimizin yanında ayaktakımı fikirler ve düşünceler bulundururuz. Hoşnut da olmayız bu halimizden. Ve yazmaktan uzak dururuz. Yazdıklarımızı içimizle dışımızla bizi sergilediğini düşünürüz.(sıradanlıklarımız da bunların içindedir haliyle).Öyledir de.’Yazma her akla geleni yazmak değildir’. Öyle midir? İsteriz ki yazılmamış ne varsa onu yazalım. Kimselerin kurmadığı, el değmemiş cümlelere kapı aralayalım. Ama olmaz bu. Hep bir yerlerde bizden bir parça bulunur. Okuduğumuz kitapların satır altlarını niye çiziyoruz sanıyorsun? Altını çizdiğimiz her satır yazarın bizden ödünç aldığı duygularımızdır. Altını çizerek “bu benim” deriz. Yada “evet senin gibi düşünüyorum”.
İşte ben bunun için yazamıyorum Gün-su. Altı çizilesi cümlelere daha çok mesafe var./ Ama şimdi, size yazmaya başladığım andaki nefes alışım ile yazının bitimi sonrası nefes alışımı karşılaştırdığımda,
Şimdi nefes alıyorum Gün-SU.
Duyuyorum, hissediyorum, özlüyorum. Evet, yazmak nefes almak diyorum.
*İvan Turgenyev

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir