KÖŞE YAZARI


.
         

 

          Doğrusunu isterseniz dostlar, bir çay ocağının tenhasında bir köşede ve kendi halimde okur ve dahi yazar iken, kim ittiyse kendimi bu köşede buldum. Bulur bulmaz da “durun kalabalıklar” ser-levhasıyla seslendim.  Çünkü ikamet ettiğim uzletsiz yalnızlıkta beni meşgul eden düşünceden henüz sıyrılmadan kalabalığa itilmiştim ki o ilkyazı böyle bir ruh halinden kalan tortuydu. Ne ise… 
          Madem bu köşedeyiz, buraya münasip kelam edelim. Önce şu “köşe yazarı” nedir, kime derler ve niçin köşede yazarlar? Dertleri nedir ki başka işleri yokmuş gibi cümle âleme akıl verirler? “köşe yazarı” bir gazetenin, yazısı merakla beklenen yazarı mıdır yoksa haber ve reklâm arasında dolgu malzemesi midir?
         
Evvela bir okur sonra yazar olan bu kalemin sahibi, birikimini sahih okumalara borçludur. Bu sebeple kaleme ve kelama hürmetim vardır. Elbette istifade ettiğimiz yazarlar hep oldu; lakin köşe yazarı hiç olmadı!
         
Bildiğimiz muharrir,  kelimeleri olan, sözünü/meramını dilin imkânlarını en doğru şekilde kullanarak edebî üslup ile ifade eden/edebilen kimsedir. Zengin çağrışımlarla anlamı kuran bir kelime ve fikir işçisi; bir söz sihirbazı… Muharrir yani yazar, mevkiini öyle bir hak edişe borçludur ki kütüphane ya da kitaplıklarımız bizim değil onların adını taşıyan eserlere mekânlık eder. O aynı zamanda bir müelliftir. Böyle hakiki yazarların daha hakiki okurları vardır. Yazar okurunu, okur da yazarını belirler.  Şurası muhakkak ki gazetenin, ayrıcalıklı bir yere sahip dergilerden farkı vardır; ancak gazete yazıları dahi ya makale, fıkra, sohbet ya da denemedir.  Söylemek istediğim: yani köşe yazısı yoktur; o köşede yayınlanmış edebî türden bir yazı vardır/olmalıdır. Dolayısı ile ‘köşe yazarı’ da yoktur; yazarın köşesi vardır.
         
Bilineni tekrar olsa da belirtelim: herhangi bir konuda iddialı, ispata yönelik, kesin hükümlü gazete ve dergi yazılarına makale; kesin yargıda bulunmayan, derinliğe kaçmayan yazılara Fıkra; okuyucuda yazarla sohbet ediyormuş etkisi bırakan yazılara sohbet denildiğini biliyoruz.  Deneme ise karakter bakımından bir fikir yazısı olmakla beraber yazarın konu seçiminde, anlatım ve üslûpta tamamen serbest olduğu yazıdır.
         
Okuduğunuz “köşe yazılarına” bir de bu gözle bakın. Size bir şey söylemeyen, söyleyemeyen, bırakın manasını daha “cümle” olamayan, isim ve resim altı ‘sözcük’ kalabalığını  “köşe yazısı” diye okumayın! Köşenin adı “Şâirâne” olsa da geçin efendim; bulmaca, mesela ‘sudoku’ çözün…
          …
          Bir gün şehrin meydanında bir köşede oturan eli ayağı düzgün bir adam görmüşler. Önünde yere serili gazete ve gazetenin üzerinde üç-beş bozuk para, bir kâğıt, bir de kalem varmış. Birisi adama yaklaşarak sitemle: “Utanmıyor musun dilenmeye? Sapasağlam adamsın; gidip çalışsana!” demiş. Adam başını kaldırıp, karşısındakine küçümseyerek bakmış ve sonra: -“Siz şu köşedeki marketin sahibi olmalısınız. Hani gazetelerde reklâmı olan… Ben de şu yere serili gazetenin köşe yazarıyım. Sana bu sözleri söyleten bozuk paralara gelince; cebimden çıkan bütün param bu. Al! Şu boyacı çocuğa bir çikolata ver; üstü kalsın” demiş.
 
        
Arkasında bir köşe bırakıp uzaklaşmış…

         İsa YAR

 Haber Takip Gazetesi/12.05.2008

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir