YÜRÜYEN CESETLER


 

Muammer Yeşilyurt

.21. yüzyılda beton yığınları arasında kaybolan insanlar, kimlik ve kültür yozlaşmasının da etkisiyle değerli büyüğümüz şair-yazar İsa Yar’ın ifadesiyle “ yürüyen cesetler” halini aldı. Kalabalık içinde yalnız yaşayanlar şüphesiz ahşap evlerin yerini alan bu beton yığınlarının teknolojiyle beraber mekanikleşmiş hayatın faturasının bu kadar ağır olacağını tahmin etmemişti. Sıkıştıkça tükeniyor adeta insanoğlu. Nihayetinde her sohbet ortamında dile getirilen geçmişe özlem…

Evet doğru kökleri zayıflamış bir ağacın ayakta kalamayacağı malumdur. O yüzden tarihimizi iyi öğrenmeye, geleceğimizi iyi yönlendirme adına geçmişimize vâkıf olmaya ihtiyacımız var. Bize geçmişteki sosyal hayatı, tarihimizi en iyi anlatan deliller, eski evlerimiz. Ne yazık ki günümüzde terkedilmiş, yalnızlıktan başı dönmüş vaziyette değerlendirilmeyi bekliyorlar. Böyle evlerde büyüyen nesiller gittikçe azalmakta ve o atmosferden uzak beton yığınlarının arasında, kültürden, ayrıntı ve sanattan uzak evlerde ömürler tüketilmekte. Oysa bahse konu ettiğimiz evlerimizde yaşayan büyüklerimiz üç nesil birlikte yaşamışlar, hayatın her alanında birbirlerine destek olmuşlardır. Daima bir muhabbet hakim olmuş, birlikten kuvvet doğmuştur. Oysa yaşadığımız çağda aylarca kapısı çalınmadığı için intihar eden yaşlıların haberlerini duyuyoruz. Öyle bir zaman ki ne yaşlılar saygıdan mahrum, ne çocuklar sevgiden yoksun olmuşlardır. Günümüzün aksine küçük de olsa bir bahçeleri vardır ve toprakla tanışıktır insanlar. Ya şimdi?

Hayat, bir bakıma, gizemli bir gelecekte varacağımız yere ulaşmak için geçmişte bulunduğumuz yerden yola koyulmak demektir

Günümüzde boşalan köyler ve büyüyen şehirlerde yitirdikleri gelenek ve göreneklerini yeniden canlandırmaya çalışıyorlar insanlar. Teknoloji sayesinde bir yandan refaha kavuşuyor, diğer yandan tam bir karanlık içine gömülüyoruz. Rahatlık, lüks ve zenginlik… 

Ve diğer tarafta müthiş bir yalnızlık. Adeta kaldırımda yürüyen ruhsuz cesetler haline döndük. Koşar adım ilerlerken hayatın basamaklarını, sosyal çevreyi, dostluklarımızı velhasıl iyi yanlarımızı unutmak kolay gibi gözüküyor insana. Beton yığınları arasında teknolojiyi hazmetmeye çalışırken, hayatın anlamını ve onun anlamını değerli kılan şeyleri yitirmemek gerekir. 

İşte tamda bu merhalede üstadın “huzur” adlı şiirinden bir bölüm aktararak konuyu bağlayalım: 

“köyde tattık hürriyeti

yitirdik şehirde!

bin nehirde

yıkanmaz kirimiz

yürüyen cesetleriz;

köyde kaldı dirimiz…” 

protez ortaçarşı


.

                Yahya Cumhur Tapçı’ya

.
.

Şehir eteklerini savururken rüzgârda
Terleyen kaldırımlar kusar yolcularını
Kurutur saçlarını deniz çıkıp sahile
Eski bir iskelenin ıslanır ayakları…
Şehrin kalbinde çarşı, orta cami, o çınar
Nefes nefese evler kadılar yokuşunda
Yosunlu eski hamam, suluhan, bakırcılar
Gezinir bir ruh gibi, devr-i daim, arasta…
 
Toplanıp bir yerlerden beyaz saçlı çocuklar
Çekerken elde halat eski hatıraları
Hafızası olurlar şehrin eski halinin
Keman ağlar, dil susar, geçer zaman nihavent…
Bir Ünye akşamıdır, martılar uzaklaşır
Aşar hayali gerçek şairler dalgınlaşır
Ne kaldıysa ayakta, eskimeyen yeniden
Protez bir dolgudur şımarık modernite…
 
Kim bilir kimler geldi kimler geçti kim bilir
Orta çarşıda zaman mekânın kandilidir…

 
 
İsa YAR
 
30/07/2010 Ünye