BURADASINIZ: Ana Sayfa Haftanın Makaleleri
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ARA

İsa Yar

Haftanın Makaleleri

Küskünler Ve Kaplanlar

E-posta Yazdır PDF
KAHIR, SAÇLARINA DÜŞEN İLK kırla küskün adamların yüreğine yerleşir. Dünyaya küserek, kahrederek, ondan el etek çekerek yaşamak, kırklı yaşlardan itibaren titizlikle sürdürülen bir meslek olur. Âdeta yeryüzünde tek bir şövalye kalmıştır ve bütün bir dünya yeldeğirmeni halinde onun saldırısını beklemektedir.

Küskünlüğün soylu bir tarzı vardır. Öfke sessiz ve kımıltısız orada durur ve şövalyesini güç ilişkilerinden, ahlâkî düşüşlerden, ruhu çürüten ne varsa ondan korur. Ruhun en ücra hücrelerine kadar kök salan o öfkenin diplerinde, mutlaka bir ‘haksızlığa uğramışlık’ hissi bulursunuz.

Küskün adam ona saldıran dünyaya karşı zırhına bürünür ve onun tarafından nüfuz edilmeyi reddeder. “Sunduğunuz iktidar ilişkileri, rütbe ve makamlar gönlümü okşamıyor” der gibidir.

Onların hayat bilgisi toplumun baskın değerleriyle uyuşmaz. Herkes kadar, ‘küskün adam’ın da bir yaşama hüneri vardır; ama bu hüner, yolların çatallandığı yerlerde onu çoğunluktan ayrı düşürür. Onların aldatılmaya, baştan çıkarılmaya karnı toktur. Ama kahretmekten de geri durmaz. Dünyayı istediği gibi tanzim edememiş olmanın hıncı içini sürekli kemirir.

Oysa geç modern çağ baştan çıkarmaların, ayartının, ilkesizliğin zamanı. İnsan ilişkilerinde tuhaf bir soğuma var. ‘Kullan-at’ tarzı ilişkiler sığlığın bayrağını burçlara dikiyor.

Modern kültür küskünlüğü de potasında eritip onu değiş-tokuşa müsait bir meta kılabildiği ölçüde başarılı sayılacak. Küskünlük de pazar ekonomisine tâbi kılınmalı, kenardakilere de satılacak bir mal mutlaka vardır. Dahası küskünlüğün de tanımlanabilir bir maliyeti olmalı ki devran dönsün, değil mi ya? Yeryüzünün küskünleri üzerine demokrasi ‘yağdırmalıyız’ ki hayatın ‘gerçek tadı'nı keşfetsinler, harcasınlar, harcansınlar, mutlu olsunlar.

Küsmek, boyun eğmeyi reddetmektir. “Gücüm sana yetmiyor; seninle dövüşemem, ama sana tâbi olmayı reddediyorum” diyebilmektir.

Orta yaşlı küskün adamlar, son yıllarda giderek daha fazla dikkatimi çekiyorlar.

Onlar hayatlarını ölümcül aşkların örsünde döven, beden ve ruhlarına eziyet ederek arınmaya çalışan vicdan mahkumlarından farklıdırlar. Kendilerini alkol ve aşk provalarında ağır ağır öldüren ‘abiler,’ hayatlarına, ülkülerine, tutundukları hikâyelere şurasından burasından ihanet etmiş, bunun getirdiği suçlulukla baş edemeyen kişilerdir. Oysa küskünler, ele geçirmeyi reddettikleri için zaten mağrurdurlar. Özür dileyecekleri bir merci yoktur. Ruhlarını rehin bırakmadıkları için de, dik durmayı başarabilirler.

“Kâşâne, sırma, köşk onların olsun/ Bir köhne kitab, bir sarı kandil neme yetmez?” diyen şaireyi izleyen nadir kuşlardır onlar. Terkedişin deli gömleğini giymiş ve dünyanın ağırlıklarından arınmışlardır.

Bu adamlar psikolojik açıdan sorunlu kimseler midir? ‘Kaybedenler kulübü’ne üye oldukları için, refah ve başarıdan pay kapamadıkları için mi küsmüşlerdir? Yoksa refah ve başarıya götüren yolları mübah kabul etmedikleri için mi?

İnsanın ruh sağlığının olmazsa olmaz koşulu olarak çevresine sağladığı uyumu öne süren kavramlaştırmalar, bize hırsızlar toplumunda hırsız, katiller toplumunda katil olmamızı telkin eder gibidir. Oysa insan ‘az gidilen yol’u seçebilir ve bu da hayatında büyük bir fark doğurabilir.

Biz bu hayat hikâyelerini gazetelerde ‘bir başarı öyküsü’ olarak okumayız. Afrikalıların söylediği gibi, “Kaplanların kendi tarihçileri oluncaya dek, bütün av hikâyeleri avcıları övecektir.” Oysa tarih inandığı değerleri dünya nimetlerine değişmeyen cesur ve kimileyin küskün adamların dokunuşlarıyla yazılır. Kurşuna dizilmeyi, zindana atılmayı göze alan ‘deli’ler tarihi yapar. Yozlaşmış ilişkilerden inzivaya çekilen bir adam, şen şakrak yaşayan kalabalığa, bir “Haydi uyan!” bildirisi bırakır.

Küskün adamların uğultusu; bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyen adamların kâbusudur. Markalara küsenler firmaları çıldırtır, televizyonlara küsenler reklamcıları çıldırtır, oy vermeyenler parti liderlerini çıldırtır.

Küsen adamlar kuvvetlidir ve onlardan korkulur. Onları ‘tutunamayanlar’ olarak görmek yanlış olur. Onlar kendi hikâyelerine, değerlerine, doğru bildiklerine tutunabilmiş, hayatın karşısında bir tavır geliştirebilmiş insanlardır. Mağaradaki gölge oyunlarına râm olmamış ve ‘terkedişin soylu dağı’na sığınmışlardır.

Bazen onlarla karşılaşıyorum. Soylu duruşları, o tunçtan öfkeyi hâreleyen nezaketleri gözlerimi kamaştırıyor. Terkederek dünyaya cevap veren adamlar. Küskünler. Lüzumundan fazla konuşmayan ve harcamayanlar. Tenezzül etmeyenler. Modern zamanların kavline göre, kaybedenler. Kaplanlar tarih yazımına başladığında, kazananlar...

Kemal SAYAR ("Kalbin Direnişi" kitabından)
 

Eserini Göremeyen Şairler

E-posta Yazdır PDF

Göremeden Gittiler

Geçen yıl trafik kazasında hayatını kaybeden Mehmet Sait Yakut'un şiirleri şair Sıtkı Caney'in editörlüğünde kitaplaştı. Şiirlerinin kitaplaştığını göremeden hayata veda eden Yakut gibi pek çok şair var edebiyat dünyasında. Kendilerinden kalan dizeleri kitaplaştırmayı bir vazife bilen şair dostları sayesinde yazdıkları şiirler birer yadigâr gibi dolaşıyor dillerde

Cemal Süreya 'her ölüm erken ölümdür' dese de genç ölümler bir başka yaralar insanı. Hayatlarının ilk baharında güzel atlara binip giden güzel insanlardan geriye bir boşluk kalır. Kendini çoğaltan katlanılmaz bir acı her daim yankılanır bu boşlukta. Yarım bırakılmış hikâyeler titrek bir hüzünle anılarda, sohbetlerde, fotoğraflarda yaşar. Erken gidenler şairlerse onlardan geriye kalan ise söz yangınlarıdır. Çoğunun ömrü şiirlerini bir kitapta toplamaya yetmemiştir. Ama şair dostları şiirleri kitaplaştırmayı bir vazife bilmiştir.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Asia isimli kitap da böyle bir çabayla ortaya çıktı. Geçen yılın 16 Şubat'ında bir trafik kazasında hayatını kaybeden Mehmet Sait Yakut'un şiirleri şair Sıtkı Caney'in editörlüğünde kitaplaştı. Dostlarının "derviş ve devrimci şair" diye andığı Yakut, henüz 36'sında, iki çocuk babasıydı. Şiirlerinde sıklıkla geçen bir imgeydi ölüm: "Yolundu kirpiklerim kırıldı göz merceğim/ Ve soyunda kainat tüm renkler siyah-beyaz/ Bu şubatta ölmezsem artık ölmeyeceğim/ Dört mevsim şubat olsa bana hiçbir şey."

Yaşarken edebiyat çevrelerinde etkin olmuş ama kitap yayımlamamış olan Nilgün Marmara'nın şiirleri de ancak ölümünden sonra yayımlandı. Kitabının adı çok manidar bir şekilde Daktiloya Çekilmiş Şiirler adını taşıyor. Daktiloya çekildikleri halde kitap olarak yayımlanmamış şiirler, şairin ölümünü beklediler. Marmara, müntehir şairlerden. "Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin" diyen şair 29 yaşında kendi evinin balkonundan ölüme atlamıştı.

Trajik bir ölümle hayata gözlerini yuman Arkadaş Z. Özger'in şiirlerini de şair İsmail Uyaroğlu derlemiş ve ölümünden bir yıl sonra 1974'te Şiirler adıyla kitaplaştırmış. TRT'de çalışan Özger, bir gece adının geçtiği programı Ankara Zafer Pasajı'nda izlemek için dışarı çıkmış, dönüşünde bir çukura düşmüş, hastaneye kaldırılmışsa da kurtarılamamıştı. 'Tamirat' şiiri bir kuşağın şiiri kabul edilir.

Dost, Soyut, Yordam gibi döneminin iyi edebiyat dergilerinde şiirleri yayımlanan Ender Sarıyatı da genç ölenlerden. Daha otuzunu görmeden akciğer rahatsızlığı sonucu hayatını kaybeden Sarıyatı'nın şiirleri ölümünden 24 yıl sonra 2000 yılında Ölüme Direnen Şiirler adıyla kitaplaştı.

Nilgün Marmara ile aynı kaderi paylaşan bir başka isim de Kaan İnce. Kaan İnce, 1992'nin Ağustos ayında dosyasını bir yayınevine teslim ettikten sonra ölümü seçti. Gizdüşüm adlı kitabı ise ancak ölümünden sonra yayımlandı.

Müntehir şairlerden biri de Zafer Ekin Karabay. 27 yaşında intihar eden Karabay, son mektubunda "Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama." cümlesiyle kırgınlığını dile getirir. Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülü (1999) ve Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü (2000) sahibi Karabay'ın ödül almış dosyası ölümünden sonra Şubatta Saklambaç adıyla yayımlanır.

Hüseyin Alacatlı da önden giden şairlerden biri. 23 Mayıs 2002 günü 35 yaşındayken aramızdan ayrılan Alacatlı'nın şiirleri, yakın dostları Rıdvan Canım ve Tacettin Şimşek'in gayretiyle kitaplaştı. Harflerin Ülkesi adını taşıyan kitap 2002'de Sağlığında şiirleri kitaplaşmayan en parlak isim Yahya Kemal. Ama onun şiirlerinin kitaplaşmaması bir tercih. Edebiyat araştırmacıları bu durumu onun titizliğiyle açıklıyorlar. Şiirleri Kendi Gök Kubbemiz adıyla ölümünden sonra, 1961' de yayımlan­dı. Bingöl Çobanları şiiriyle bilinen Kemalettin Kamu da şiirlerinin kitaplaştığını sağlığında görememişti. Şiirleri ölümünden sonra Rifat Necdet Evrimer'in çabalarıyla Kemalettin Kamu: Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri adıyla kitaplaştırıldı.

 

ZAMAN  / Özge Yalın

28.07.2010

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 4

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün60
mod_vvisit_counterDün87
mod_vvisit_counterBu Hafta336
mod_vvisit_counterÖnceki Hafta664
mod_vvisit_counterBu Ay838
mod_vvisit_counterÖnceki Ay2869
mod_vvisit_counterToplam31101

Şu An Sitedekiler : 5
Sizin IP 'niz: 38.107.191.109
,
Şua An: 2010-09-09 18:17

Duyurular

BAYRAMINIZ BAYRAM OLA... Ramazan Bayramınızı tebrik ederiz...?...

GÖRÜŞLERİNİZ

düşüncelerinizi...
"ZİYARETÇİ DEFTERİ"ne yazabilirsiniz...

?...


www.isayar.com isayar@isayar.com