MARTI


.                               

                                -Özcan Ünlü’ye

Beyaz kanatlarında taşıyorsun boşluğu!
Ufuklar yakın sana, denizler mavi ülken.
Süzülüşünde gizli hürriyet sarhoşluğu,
Sığınırsın kuytuna, gün sularda ölürken…
Sonsuzluk bestesini hıçkırır hür nefesin
Bilir misin şeklini; yeryüzünde kafesin?
Ey denizler âşığı; bulutlarla yarış sen,
Uğrama sahillere bir ummana karış sen… 

Yıllardır bu sahilin aşınası olduk biz.
Kayalarda bölünen bir hıçkırık sesimiz.
Âşık mısın denize, hep alçaktan uçarsın?
Neden, ey güzel martı, kimden böyle kaçarsın?
Senin de mi yuvanı bozdu baykuş kanadı?
Senin de mi yüreğin ta derinden kanadı?
Sınır mı çizdiler de o uzak mesafene;
Böyle yakın uçarsın bu sahile, derdin ne? 

Git, uzaklaş sahilden, ufuklarla kaynaş sen.
Bize muştular getir sonsuzluk ülkesinden… 

İsa YAR


*Türk Edebiyatı dergisi / kasım 2003 

DAYAN KALBİM


.
.
.
.

Çoğu gitti azı kaldı,
Dayan kalbim bu da geçer.
Bir incecik sızı kaldı,
Dayan kalbim bu da geçer.

Bir adın da hüzün oldu,
Hep maskesiz yüzün oldu,
Aşka dair sözün oldu
Dayan kalbim bu da geçer

Damar damar kanar için.
Bir sevdayla yanar için.
Gül kokulu bahar için
Dayan kalbim bu da geçer

İSA YAR

*Berceste dergisi/2006

ANNEME


.
.
.
.

Bizleri çileyle büyüttün ama
Biz senin gözyaşın silmedik anam.
Yılları acıyla öğüttün ama
İçinden geçeni bilmedik anam. 

Uykusuz geceler beşik salladın,
Ocağı harlayıp ekmek yağladın,
Ne zaman ayrılsak gizli ağladın
Yolları aşıp da gelmedik anam. 

Karnımız acıksa yemek istedik.
Yoruldun, daha da emek istedik.
Söylendik, daha da demek istedik!
Hastayken halini sormadık anam. 

Şehirde tütmüyor baba ocağı!
Aranmaz olur mu ana kucağı?
Oğlunun adresi sağlık ocağı,
Kendi yaramızı sarmadık anam. 

Hakkını helal et gülsün yüzümüz.
Hakka teslim olduk doğru özümüz.
Gönlünü almaya yetmez sözümüz
İnşallah kalbini kırmadık anam.                       

İsa YAR


* Türk Edebiyatı dergisi / Haziran 2003

BİLİRİZ


.
.
.
.

I. 

Ateş denizinde mumdan sandallar
Asuman kararsa duhân biliriz!


Bir yaprak ırgansa, bir dal kırılsa
Ah bâd-i sabâyı tufan biliriz 

Gerçi hak sözümüz, kısık sesleriz
Yoksa biz diyecek sühan biliriz 

Bilmesin teşâur itibârımız
Şuarâ şiirinde nihan, biliriz 

Nâdânlar ne bilsin derûnumuzu
Biz ömrü yekpare bir an biliriz. 

II. 

Ola ki bir gafil t’an etse bize
Cehline bağışlar, aman biliriz 

Nesebimiz belli oğuz nesliyiz
Mucipse gavgayı yaman biliriz 

Sabr u sükûn içre kalenderleriz
Ne ki takdir ola, zaman biliriz 

Türk-İslam tesmiye inkıyadımız
Yâr kimdir ağyâr kim heman biliriz 
 

İsa YAR

*Yakamoz dergisi 1.sayı/2005

GECENİN AYDINLIĞI


.
.
.
.

Geceler, ruhumun ışığı nuru;
Karanlık, akşamla kaldı gündüzde!
Her gece bulurum gerçek huzuru… 

Kapanır içime yalnızlaşırım,
Tövbe pişmanlıktır buğulu gözde,
Beynimin içinde akrep taşırım! 

Herkes uykuda mı; bir ben uyanık?
İfade takati kalmadı sözde!
Hislerim karışık, fikir bulanık… 

‘sen nesin’ deseler; sahi, ben kimim?
Bir hiçim, varlığım gizlidir özde!
Nefsimedir öfkem, kendime kinim… 

İnsanlar içinde ben yalnız adam.
Niyeti gizliyor maskeler yüzde!
Kitabım, kalemim, çayım ve odam…                        

İSA YAR   


*Türk Edebiyatı dergisi/Nisan 2003

HUZUR


.
.
.
.

seni sordum bugün;
yoktun.  

biz, bu diyarın insanları
bahar gözlü çocuklarız/
kırda bulduk nisanları…
lisanlarısükutun lûgatından!
biz bizi anlarız,
bize biz ağlarız.
köyde tattık hürriyeti
yitirdik şehirde!
bin nehirdeyıkanmaz kirimiz!
yürüyen cesetleriz;
köyde kaldı dirimiz…  

seni sordum bugün;
ben yoktum. 

İSA YAR


*Berceste dergisi/Ağustos 2005

SÜKÛTUM İHTİŞAMIMDIR


.
.
.

(bir âl-î Osman yüreği) 

bir okyanus derinliği yüreğim,
ırmaklar bende çoğalır,
su bende erer visale.
-ah yitik lale-
içimde birikir yorgun tortular,
korkular bende kalır;
benden doğar kardelen,
bulutlar bana ağlar,
çığ bana düşer, bana yaslanır dağlar… 

surlarım yıkıldı, içimde hisar!
intizar banadır, bende inkisar,
ve gördüm zirveyi; çıktım, uçurum!..
yeryüzü şahit; 
bir çığlık gibi salarım kendimi yalnızlığa
ve içimde yankılanırım.
sükutum bundandır.
sükutum ummandır. 

görenin gördüğü, görünen değil;
aynada suret, aynada ağyar.
yâr, içimde saklanan uslanmaz çocuk
kanatır kalbimin yaralarını
ve hece taşında biter yolculuk.
Ölsem de hoş, seda sürer kubbede. 

bir okyanus serinliği yüreğim,
yarın bende azalır.
-ah bende ölür lale-
gözlerim deniz ağlar, çağlar bana devrilir,
gözler bana çevrilir…
ve birgün kayıt düşülür zamana,
sığamadı mekâna,
muhteşem yaşadı ve gitti
bir semender gibi
bir ömr-ü heder gibi… 

dün şanım, bugün nişanımdır
sükûtum ihtişamımdır.  

İSA YAR


*Berceste dergisi / Ocak 2006

dibace


..

..

Sana hep yazdım dibace,
Sana hep konuştum,
Sana hep sustum…
Sustum dibace “susmalardan medet umarak”.
Bir yaralı kalb gibi kanadı mısralarım.
Muhakemesiz çırpınan malumatfuruş aklımı teskin ‘ilmihal’ ikliminde
Okudum sırrını kalbimin, mektûbat
Hafî korkularım içimde nihandı… 

Bilmem hangi zamandı!
Acıyı saklayan bir geceydi;
Acı, mısralara sığmayan iki heceydi,
Ah! Bilsen dibace içim nasıl da yandı.
Hani derler ya bıçak kemiğe dayandı!
Kim duyardı; duvar, dört yandı.
“karanlık kovulmaz düşüncelerden”
Işık, pencerem kadardı…
Sustum öfkeyle dibace; sabrım bu kadardı.
Ağladı kelimelerim, söz tükendi, şimdi sükût ar’dı,
Biliyordum her gecenin bir sabahı vardı
Beni yalnız O duyardı;
O ki hep yârdı…

Eşya yerindeydi; ev evde, sokak şehirdeydi
Deniz sahilde, yağmur bulutta, su nehirdeydi
Ya ben nerdeydim dibace?
Albümdeki resimde, aynadaki simde, taşıdığım isimde
Beş vakitte, dört mevsimde…
Her şey içimdeydi.
Kalem, kâğıt, satır, şiir…
Yazı, tamamlanmayan düşünce’ydi.
Sohbet-i yâran önceydi, ben gülünceydi!
Yalnızlık, bir idrakti;  sen/ben yere düşünceydi!

Ah! Hep çocuk kalsaydık dibace
Ah! Ebû Zer gibi doldurmak tenhayı,
Mümkün kılmak, kalabalıkta bulmak tenhayı
Medresenin önünde tenha bir derviş oğlu olmak
Ve dinlemek ötelerin çağrısını yosun kokan rüzigarın nefesinden
Dirilmek yeni bir hayata kendinden çıkarak ya da ölerek kendinde…
Kendinde olmak cinnetin eşiği
Gördüm dibace iskelede dalgın bir divane
Ve raks eden meydan dolusu avane…
Ben mi  ah!
Ne iskele ne meydan
A’rafta bir munzevî…

İsa YAR

*bizim külliye dergisi sayı 40 / 2009

 

Kızıma


.
.
.
.
Hepimiz kuluyuz yüce Allah‘ın;
Bu dünya imtihan yeridir kızım.
Alma sakın ana-babanın ah‘ın
İslam, eskimeyen yenidir kızım… 

Kur‘an mü‘minin yüce kitabı,
Allah‘ın Resule nurlu hitabı.
Verecektir insan bir gün hesabı;
Sevap, günahlardan beridir kızım. 

Rabbini unutma, namazını kıl.
Her suale cevap veremez akıl!
İman-küfür hattı çok ince, bir kıl!
Beden, bu ruhun tenidir kızım. 

İsa YAR 

*Somuncu baba dergisi Ekim/2008

Sahilde Akşam


.

.

.

Yine bir akşam vakti, deniz ufkunda kuşlar
Sanırsın bir tabloda zamanı dondurmuşlar…  

Martılar çekilirken, suda yanıyor güneş!
Tutuşan hicranımdır, ruhun azabına eş.
Bu sanki bir yolculuk, gitmek başka âleme;
Ne kadar çok benziyor şu veda, bir ölüme!
Ufukta renk demeti, kanayan yarasıyla,
Baş başa kalsın gönül eski macerasıyla…
Ölüm düşüncesi ki çıban gibi zonklatır.
Veda deniz ufkunda siyah, uzun bir satır.
Ötelere iştiyak tesellidir her ruha
Yalnız melâl düşen his, inkâr eden güruha…
İçimde hoş duygular, deniz sakin, martı lâl
Uzaklarda yâr-ı can, yalnız sisli bir hayal… 

Ne hazin bir tablodur şu akşam vakitleri,
Ürpertir bir gönülde kalan son ümitleri…

İSA YAR


*Bizim Külliye dergisi/ Eylül 2006